SAZI SÖZÜ BİR; ”PİR SULTAN ABDAL”

10 Eylül 2018 0 Yazar: mehmet

Arkadaşlar herkese merhaba, @edebiyat sayfamız yine güzel etkinliklere devam ediyor. Son zamanlarda Steemit Türk kullanıcılarında bir durulma gördüğü ortada. Bu durağanlığı harekete geçirmek amacıyla @sahinadm öncülüğünde yarışmalar hız kesmeden devam ediyor. Yeni yarışmamız olan Türk edebiyatında hiciv şairleri hakkında bir yazı yazılmasıyla ilgili yarışmanın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

Saz, türkü ve deyişler benim için her zaman tutku olmuştur. Bu tutku beni ozanlara sevk etmiş ve onların hayatlarını sözlerini araştırmama vesile olmuştur. Bu yarışma kapsamında en sevdiğim deyişlerin sahibi aynı zamanda hiciv üstadı ve dava adamı olan Pir Sultan Abdal’ıyazmak istedim. Şimdiden hata ve eksiklerimiz affola.


Kaynak

Dua

Yazımıza bir dua ile başlamak özellikle alevi deyişini içeren bu dua ile başlamak istedim, ufakta olsa sizi başka bir ruh haline götürmesine yardımcı olması dileğiyle.

Pir’imizi Tanıyalım

Pir Sultan’ın yaşadığı XVI. Yüzyıldan çok önceleri,daha Selçuklular zamanında İran ve Türkmenistan’dan pek çok sofi Anadolu’ya gelmişti. Çeşitli mezhep, tarikat ve inançlara karşı,Selçuklular hoşgörü ile davranmışlardır. Selçuklulardan sonra Anadolu’da Osmanlı hakimiyeti başlamıştır. XV. yüzyıla kadar karşıklıklar sürüp giderken İran’da Safaviye tarikatı yöneticileri bu tarikatı Anadolu’ya yaydılar. Böylece yeni yeni tarikatlar ortaya çıktı. Tarihi kaynaklarda hakkında net bilgiler bulunmamaktadır. Yaşamının büyük bölümü Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde geçtiği, Kanunî Sultan Süleyman ile İran Şahı I. Tâhmasb zamanında yaşadığı bilinmektedir.

Pir Sultan Abdal alevi bir ozan olarak genellikle şiirleri alevilik, aşk, ilahi aşk, toplum konularında yazmış olsa da hiciv yönüyle de çok etkin bir ozan olmuştur. En sonunda yaptığı hicivler yüzünden idam edilmesine kadar uzanan bir hayat yolculuğu vardır. Bu konuyu daha ayrıntılı incelemek üzere aşağıya bırakıyorum. Aleviler için 7 ulu ozandan birisi olan Pir Sultan Abdal’ın yazdığı şiirlerin neredeyse tümü bestelenmiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse Geçti dost kervanı, Derdim çoktur hangisine yanayım, Kul olayım kalem tutan ellere vs vs Ayrıca ilahi olarak bestelenen birçok şiiri mevcuttur bunlardan en ünlüsü ”Güzel Aşık Çevrimizi Çekemezsin Demedim Mi?” şiiri herkes tarafından bilinmektedir.

Hicivleri

Ulu ozan hayatının her aşamasında toplumcu olmuş ve topluma zarar veren herhangi bir durumla karşılaştığı anda en güçlü silahı olan dilini kullanmıştır.

Kendilerini mü’min diyerek ortaya atanlara ve alevi olduğu için Pir Sultan Abdal nezdinde tüm alevilere münafık diyenler için yazdığı şiir;

Ben müminim deyü dava kılanlar
Anlar da erişir hura ne minnet
Eğer bu bed-huylar sende kalırsa
Seni lal ederim dile ne minnet

Eline dest verem beline kemer
Başına taç vuram sırtma semer
Bir ateş düşmüş de kuyruğun yanar
Seni kor ederim küle ne minnet

Şiirler halk dili ile yazıldığı için ayrıca günümüz Türkçesine tam çevirmeye gerek duymuyorum. Anlamını bilmediğimiz bazı kelimeler olabilir bu kelimeleri kendimiz araştırarak öğrenirsek daha kalıcı olacağını düşünüyorum. Yukarıda belirttiğim şiir devam etmektedir ancak konunun anlaşıldığını düşündüğüm için kısa tuttum.

Yine dönemin Sivas müftüsü ve kadısı ile fikir çatışmaları yaşamış, düşüncelerinden dönmesi adına tehdit ve baskılara maruz kalmıştır. Bu olay sonucunda aşağıdaki şiiri yazmıştır.

DÖNEN DÖNSÜN BEN DÖNMEZEM YOLUMDAN
Koyun beni hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan


Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kemend, işte boynum asarsa
İşte hançer, işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yaşadığı yörede birçok insana etki etme imkanı bulan ulu ozan her fırsatta çevresindekileri uyarma amacıyla gördüğü yanlışları şiir ile belirtmiştir.

Söylersin de söz içinde şaşmazsın
Helâli haramı yersin seçmezsin
Nasibin kesilir de sular içmezsin
Akar çaylar senin olsa ne fayda

Sanırım hicivleri konusunda bu kadar örnek yeter diye düşünüyorum. Aslında birçok örnek daha verilebilir bu konuda ama en dramatik olanı ve Pir Sultan Abdal’ı idama götüren hiciv ile yazıma son vermek istiyorum.

Hızır Paşa

Hızır Paşa denen zat Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Sofular köyünden gariban bir alevi çocuğudur. Hızır, köyünün düzeninden bıkmış ve Banaz köyünde bulunan Pir Sultan Abdal’ın dergahına gitmiştir. Rivayetlere göre 7 yıl pir’in hizmetini görmüş, edep ve erkan öğrenmiştir. Bu dönem içerisinde Pir’den istekte bulunanları görmüş ve hiçbir isteği geri çevirmediğini farketmiştir. Bunun üzerine Pir Sultan Abdal’ın huzuruna çıkarak “Pirim bana himmet edin, ruhsat verin, büyük adam olayım.” der. Bunun üzerine Pir Sultan Abdal ”Ben sana ruhsatı da himmeti de veririm Hızır ama sen korkarım ki büyük adam olunca bizi asarsın” der ve İstanbul’a yolcu eder.

Zaman geçer ve Hızır makam basamaklarını tırmanmaya başlar. Bu dönem içerisinde Pir Sultan Abdal’ın dergahında aldığı eğitimleri unutup rüşvet, yolsuzluk hatta zinaya kadar gibi birçok harama dalmıştır. Bir süre sonra paşa rütbesine nail olur ve doğup büyüdüğü Sivas iline Vali olarak atanır.

Artık Hızır Paşa olarak Sivas’a vali olunca, kendisi gibi haram yiyen halka zulmeden Sarı Kadı ve Kara Kadı isimlerinde iki kadı görevlendirmiştir. Bu kadıların namı Pir Sultan Abdal tarafından da duyulmuştur. Bunun üzerine Pir Sultan Abdal beslediği iki köpeğinin isimlerini Sarı kadı ve Kara kadı koymuştur. Pir Sultan Abdal’ı çekemeyen bazı kişiler bu durumu gidip kadılara söylerler. Kadılar çok hiddetlenir ve Pir Sultan Abdal’ı tutuklatarak huzurlarına getirtirler. Pir Sultan Abdal’a köpeklerinin adını sorarlar, Pir gerçeği saklamaz ve ”Benim köpeklerimin adı Sarı kadı ve Kara kadıdır ancak onlar sizden iyidirler asla haram yemezler.” der. İyice hiddetlenen kadılar ”Bu durumu ispatla yoksa kellen gitti.” derler. Şehrin ileri gelenleri tarafından iki kap hazırlanır ve birine helal yoldan kazanılan yiyecekler, diğerine daha leziz ancak haram yoldan kazanılan yemekler konur. Pir’in köpekleri kapların olduğu yere bırakılır ikisi de önce haram kabı koklar sonra helal kaptan yemeye başlarlar. Bu durumu gören Pir Sultan Abdal alır eline sazı ve söylemeye başlar;

Koca başlı koca kadı
Sende hiç din iman var mı
Haramı helali yedi
Sende hiç din iman var mı?

Fetva verir yalan yulan
Domuz gibi dağı dolan
Sırtına vururum palan
Senin gibi hayvan var mı?

İman eder amel etmez
Hakk’ın buyruğuna gitmez
Kadılar yaş yere yatmaz
Hiç böyle bir şeytan var mı?

Pir Sultan’ım zatlarımız
Gerçektir şöhretlerimiz
Haram yemez itlerimiz
Bu sözümde yalan var mı?

Bu durum karşısında kadılar çaresiz kalır ve başlarını eğerek uzaklaşırken Pir Sultan Abdal ise serbest kalarak köyüne yol almaya başlar.

Daha sonra vali Hızır Paşa buyruğundan hiç çıkmayan il müftüsüne bir emir vererek Şah’ı öven kişilerin dillerinin kesilmesine eğer durmazlarsa öldürülmelerine yönelik bir fetva vermesini ister. Fetva tüm Sivas’ta verildikten sonra Pir Sultan Abdal yine alır sazı eline ve aşağıdaki şiiri söyler;

Fetva vermiş koca başlı kör müftü
Şah diyenin dilin keseyim deyü
Satır yaptırmış Allah’ın laneti
Ali’yi seveni keseyim deyü

Şen kulların örüğünü uzatmış
Müminlerin baharını güz etmiş
On ikiler bir arada söz etmiş
Aşıkların yayın yaşayım deyü

Hakk’ı seven aşık geçmez mi candan
Korkarım Allah’tan korkum yok senden
Ferman almış Hıdır Paşa sultandan
Pir Sultan Abdal’ı asayım deyü

Muhbirler yine boş durmaz ve durumu Hızır Paşa’ya bire bin katarak bildirirler. Bu duruma sinirlenen Vali eski Pir’ini askerleri göndererek ayağına getirtir. Eski Pir’ine saygıda kusur etmez ve Şah adına yazdığı şiirlerden bahsetmez. Tam aksine Pir Sultan Abdal’a güzel yemekler ve meyveler sunar. Ancak Pir bu yemeklerin hiç birisine el sürmez. Vali Hızı Paşa ”Pir’im yoldan geldin açsındır. Neden yemeklere el sürmedin?” der. Bunun üzerine Pir Sultan Abdal ” Sen haram yedin, zina ettin. Önüme koyduğun bu yiyecekleri de haram yolla elde ettin. Bırak beni köpeklerim dahi bu yemeği yemez.” der. Bu sözlere çok kızan Vali Hızır Paşa askerlere, Pir Sultan’ı tutuklatarak Sivas’ta bulunan Toprakkale zindanına hapsedilmesini söyler. Askerler Pir’in koluna girip görürken Hızır Paşa eski Pir’ine ”Pir’im sanırım sözün doğru çıka.” der.

Birkaç gün sonra yaptığından pişman olur ve adamlarına ”Gdin Pir’i getirin.” der. İçeriye giren Pir’e ”İçinde şah geçmeyen 3 tane şiir söylersen seni affedeceğim yoksa kararımdan dönmem.” der. bunun üzerine Pir’in ağzından şu 3 şiir dökülür;

1

Hızır Paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şah’ gidelim

Gönül çıkmak ister Şah’ın köşküne
Can boyanmak ister Ali müşküne
Pirim Ali, On İki İmam aşkına
Açılın kapılar Şah’a gidelim

Her nereye gitsem yolum dumandır
Bizi böyle kılan ahd ü amandır
Zincir boynum sıktı halim yamandır
Açılın kapılar Şah’a gidelim

Yaz selleri gibi akar çağlarım
Hançer aldım ciğerciğim dağlarım
Garip kaldım şu arada ağlarım
Açılın kapılar Şah’a gidelim

Ilgın ılgın eser seher yelleri
Yare selam eylem Urum Erleri
Bize peyik Şah bülbülleri
Açılın kapılar Şah’a gidelim

PİR SULTAN’ım eydür,Mürvetli Şah’ım
Yaram baş verdi sızlar ciyargahım
Arşa direk olmuşlar ahım
Açılın kapılar Şah’a gidelim

2

Kul olayım kalem tutan eline
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin diline
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Allahı seversen katip böyle yaz
Dünü gün ol Şah’a eylerim niyaz
Umarım yıkılsın şu ksnlı Sivas
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Sivas ellerinde zilim çalınır
Çamlı beller bölük bölük bölünür
Ben dostan ayrıldım bağrım delinir
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Münafıkın her dediği oluyor
Gül benzimiz saraban soluyor
Gidi Mervan şad oluban gülüyor
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

PİR SULTAN ABDAL’ım hey Hızır paşa
Gör ki neler gelir sağ olan başa
Hasret koydu bizi kavım kardaşa
Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

3

Karşıda görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedim giderim böyle
Ala gözlü pirim sen himmet eyle
Bende bu yayadan Şah’a giderim

Eğer göğerüben bostan olursam
Şu halkın diline destan olursam
Kara toprak senden üstün olursam
Bende bu yayladan Şah’a giderim

Bir bölük turnaya sökün dediler
Yürekteki derdi dökün dediler
Yayladan ötesi yakın dediler
Bende bu yayladan Şah’a giderim

Alınmış abdesim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa
Sizde Şah diyeni öldürürlerse
Bende bu yayladan Şah’a giderim

PİR SULTAN ABDAL’ım dünya durulmaz
Gitti giden ömür, geri dönülmez
Gözlerim de Şah yolunda ayrılmaz
Bende bu yayladan Şah’a giderim

Bu üç şiiri söyledikten sonra iyice sinirlenen Hızır Paşa ”Günah benden gitti bunu sen istedin. Atın şunu zindana Gün doğumuyla asılsın.” der. Bu sözler karşısında korkmasını ve aman dilemesini beklediği Pir’in dudaklarından şu şiir dökülür;

Yürü bre Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir

Nemrut gibi Anka n’oldu
Bir sinek havale oldu
Davamız mahşere kaldı
Yarın bu senden sorulur

Şah’ı sevmek suç mu bana
Kem bildirdin beni Han’a
Can için yalvarmam sana
Şehinşah bana darılır

Hafid-i Pelgamber’im has
Gel Yezid Hüseyn’imi kes
Mansur’um beni dara as
Ben ölünce il durulur

Ben Musa’yım sen Firavun
İkrarsız Şeytan-ı lain
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür, dirilir

Sabah olur ama o gece Vali Hızır Paşa için zor geçmiştir. Hatta o gece gördüğü rüyalar ile ilgili hikayeler dilden dile dolaşır. Sabah olunca Keçibulan denilen yerde kurulan darağacının önüne getirilen Pir’in ağzından;

Bize de Banaz’da Pir Sultan derler
Bizi de kem kem kişi bellemesinler
Paşa hademine tenbih eylesin
Kolum çekip elim bağlamasınlar

Hüseyin Gazi Sultan binsin atına
Dayanılmaz çarh-ı felek zatına
Bizden selam söylen ev külfetine
Çıkıp ele karşı ağlamasınlar

Ala gözlüm zülfün kelep eylesin
Döksün mah yüzüne nikap eylesin
Ali baba Hak’tan dilek dilesin
Bizi dar dibinde eğlemesinler

Ali baba eğer söze uyarsa
Emir hüda’nındır, beyler kıyarsa
Ala gözlü yavrularım duyarsa
Alın çözüp kara bağlamasınlar

Sorum işlemedi kadim büküldü
Beyaz vucudumun bendi söküldü
Önüm sıra Kırklar Pirler çekildi
Daha beyler bizi dilemesinler

Pir Sultan Abdal’ım coşkun akarım
Akar akar dost yoluna bakarım
Pirim aldım seyrangâha çıkarım
Daha Yıldız Dağı’n yaylamasınlar

Artık zaman gelmiş ve son sözlerini söylemiş olan Pir’in üzerinde durduğu iskemle tekmelenmiş ulu ozan Hakka kavuşmuştur. Pir’in kızlarından Sanem kendisi gibi şiirler düzen birisidir. Babasının asılması üzerine bir şiir yazmıştır. Bu şiirin sadece bir kıt’asını paylaşmak istiyorum sizlerle.

Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da
Kanlı yaş akıttım baharda güzde
Dedemi astılar kanlı Sivas’ta
Dar ağacı ağlar ağlar Pir Sultan deyü

Arkadaşlar daha ayrıntılı daha güzel yazmak isterdim ama elimden bu kadar geldi. Kusurlarımız yanlışlarımız vardır bunlardan dolayı hepinizden özür dilerim. Yarışmayı düzenleyen başta @sahinadm ve tüm @edebiyat ailesine teşekkür ederim.

Kaynaklar
1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12